Yaşantımla o kadar iç içe geçmiş bir şey oldu ki… Seramik benimle birlikte büyüyor, yaş alıyor gelişiyor gibi geliyor. Yani baştan beri çok kucaklamıştım ben seramiği zaten; ama şu anda böyle benim elim kolummuş gibi, ayrı değilmiş gibi geliyor.

ODTÜ’de doktora ve ardından yine ODTÜ Mimarlık Fakültesi Yayınları’nda devam eden çalışma hayatı, sanat alanındaki çeşitli kitaplarının çevirileri ve 2005 yılından beri de seramik sanatı… Karşınızda Güliz Korkmaz.

En son, 2016’da Campaign Türkiye için kendisiyle bir röportaj yapmıştık. Aradan geçen 4 yılda o, bol bol üretmeye ben de sık sık kendisine hayran kalmaya devam ettim. Pandemi döneminde işlerin arasında kaybolmuşken herkesin kendini bulma, arama, kendi için vakit yaratma çalışmalarına bakıp “Van minüt! Van minüt, ben neden sadece başkaları için yazıyorum ve zavallı blog’um neden bu kadar mahzun ve mağmum?” dedim ve kolları sıvadım.
Yaptıklarıyla, ürettikleriyle, söyledikleriyle, duruşuyla ya da sadece kendisi olduğu için beğendiğim isimlere ulaşmaya çalışıp “bakın, ben böyle birini çok beğeniyorum” diye bağırmaya karar verdim.

İşin özü; kendi kendime yazmak yetmedi bana ve biraz da başkalarıyla konuşayım istedim. Gönül isterdi ki hayatımızda koronavirüs olmasın, hooop Ankara’ya gidebileyim ve bu röportajı da yüz yüze, bol bol fotoğraf çekerek, gülerek, “eyvah bir yere mi çarptım, aman kırılmasın” diye biraz tedirgin olarak, takılara bakıp “bunu da alayım mı” bakışları atarak ve panolara bakarken parçaların kıvrımlarında kaybolarak yapabileyim. Lâkin şimdilik uzun telefon konuşmalarının ışığında, e-postanın pratikliğiyle online olarak ilerledik. Her şeyin başı sağlık, #evdekal vs vs…

Kendisini nasıl tanımlasam bilemiyorum ama sanırım şöyle başlarsam güzel olabilir:
Benim hayatımda oldukça etkin bir 3G gücü var. (Selamlar Gülser Abla ve Gülsun Abla) Bu G’lerden biri de Güliz Korkmaz…
Herkesin bir idolü var mıydı bilemiyorum ama benim iki tane idolüm vardı: Küçük Kadınlar’daki Jo ve Güliz Ablam…
Bana neredeyse hayatımın her evresinde hayâllerimin aslında ulaşılabilir olduğunu gösteren, bir şeyler başarmak için biraz inatçı olup tuttuğunu koparmak gerektiğini anlatan, her düştüğümde ayağa kaldırıp vazgeçmemem gerektiğini hatırlatan ve yaptıklarıyla bana ilham olan bu iki isim; hayatımın kıvrımlarında hep bana Hansel ve Gretel gibi bıraktıkları ekmek kırıntılarıyla yol gösterdiler.

Daha fazla uzatmıyorum bana olduğu gibi size de ilham vermesini umarak bu tatlı insanla sizleri baş başa bırakıyorum…

En son 2017’de konuşmuştuk. O zamandan bu zamana çeşitli sergiler, farklı formlar, yeni ürünlerle çalışmalarına devam ettin. Bu aradaki süreçte neler olduğunu, neler yaptığını bir de senden dinlesek neler anlatırdın?
2017’den sonra iki tane daha kişisel sergi açtım. İlki “Bağ” memleketim Adana’da Korart Sanat Galerisi’ndeydi ki o anlamda çok özeldi benim için. Doğup büyüdüğüm, ailemin de hâlâ bulunduğu şehirde bir sergi açmak çok güzel bir duyguydu. Aynı yıl Ankara’da Keskinok Sanat Galerisi’nde de “Kıyı” adını verdiğim bir sergim oldu. Bağ benim için tamamen kendi atölyemde ürettiğim işlerden oluşması bakımından da çok önemli. Aslında belki de ilk kez tam anlamıyla ayaklarımın üstünde durduğum hissi veren bir sergiydi bana. Kıyı sergisinde diğer sergiden gelen birkaç parça olmakla birlikte büyük bir kısmını tamamen o sergi için üretmiştim. Büyükçe bir sergi alanı olan Keskinok Sanat için oldukça kısa sürede çok sayıda parça üretmek de çok güzel bir deneyimdi. Aynı yıl içinde gerçekleştikleri halde iki serginin arasında bile çok fazla deneyim elde ettiğimi düşünüyorum. Çok öğretici oldu benim için.
Bir de bu dönem benim atölyemi eve taşıma dönemim aynı zamanda. Hatta 2018’de bir ev atölye yaptıktan sonra bu yıl mayıs ayında yeniden taşınarak benzer bir düzen kurdum. O anlamda da oldukça yoğun ve yorucu bir süreç oldu ama sonuç çok şükür iyi oldu. Evde çalışabilmek müthiş bir özgürlük gerçekten de.

Daha önce de neden seramik diye sormuştum. Resim ve fotoğraftan sonra seramik, hayatında var olmaya devam ediyor. Bu yolculuğu sen nasıl tanımlarsın? Seramikle çalışmanın anlamı zamanla değişti mi senin için?
Resim ve fotoğraf diyorsun ya, aslında şu anda seramikle olan ilişkime baktığımda onların sadece üzerindeki tozu almışım, içine hiç girmemişim bile diye düşünüyorum. Seramik ise sanki dipsiz bir kuyu ya da daha iç açıcı bir benzetme olsun derin bir deniz gibi… Dalmışım da her yöne gidilecek ne kadar da çok yol olduğunu idrak ediyorum, ilerledikçe etrafıma hayranlıkla bakıyorum gibi hissediyorum. Yaşantımla o kadar iç içe geçmiş bir şey oldu ki, seramik benimle birlikte büyüyor, yaş alıyor gelişiyor gibi geliyor. Yani baştan beri çok kucaklamıştım ben seramiği zaten ama şu anda böyle benim elim kolummuş gibi, ayrı değilmiş gibi geliyor. Çalışmadığım günlerde bile sürekli kafamda duran bir şey. Sorunu böyle cevaplayınca sanki bana ait bir şeymiş gibi oldu. Dünyada milyonlarca insan bununla uğraşıyor, çok yaygın, hatta iyice yaygınlaşmış bir alan aslında. Ama sanırım sanatsal üretim bir noktada ne kadar evrensel ve herkese açıksa, bir başka ucu da bir o kadar kişisel, bir o kadar sana ait. Yani üretim sürecini ve aşama aşama ürün ortaya koyma sürecini belki de ayrı tutmak lazım. Sergi yaptım dediğimde bir süreçteki ürünler sergiye koyuluyor ve orada başka bir yaşantı başlıyor onlar için. O da müthiş bir boyutu işin. Ama benim asıl içinde kaybolduğum paha biçilemez kısmı; işleri birbiri ardına üretirken kendi içimde onlarla yaşadığım süreç. Şimdi aklıma garip bir örnek geldi, hani düşünseli vardı ya Harry Potter’da Dumbledore kafasının içinden bir anıyı çekip çıkarıp görünür hale getiriyordu. Ben de işleri üretirken öyleymiş gibi hissediyorum. Bazen çıkanlar beni bile şaşırtıyor, üzüyor, mutlu ediyor, anlamsız geliyor. Sanki kafanın içiyle sınırsız bir mücadele.

Bu süreçte farklı formlar oluşturdun; ben bir takipçin, izleyicin olarak bunları kendime göre yorumladım. Kimi zaman kendi hayatımla özdeşleştirdim, kimi zaman da senin hayatında yaşadıklarını bu eserlerle bağdaştırmaya çalıştım. Peki sen üretimde yaşadığın bu farklılaşmayı nasıl yorumluyorsun?
Aslında az önce bahsettiğim konuyla alakalı bu sorduğun. Yani izleyicinin bir işle karşılaşması senin o işi üretme sürecinden büyük ölçüde bağımsız. Belki daha proje bazında ele alınan işlerde manifestolarla, isim ve konu belirleyerek izleyici büyük ölçüde yönlendirilebilir. Bunun örnekleri de var. Ama o durumlarda bile her izleyicinin bir işle karşılaşması kendisiyle, onun yaşantısıyla ilişkili bir şey. Ben özellikle o ilişkiyi olabildiğince serbest bırakmayı isteyenlerdenim. “Benim için şudur” diye net bir tanım koyarak izleyenin de tam olarak onu anlaması gerektiğini düşünmüyorum işlerimde. Benim yaşantımla iç içe geçip dönüşen bir üretim sürecim olduğunu zaten söylemiştim. Bu anlamda elbette baştan itibaren her yaptığım işte ben varım, ama zaman içinde de yaşantının etkisiyle üretimler değişip dönüşüyor. İnsan yapısı itibarıyla dinamik bir varlık. Hiçbir şey yapmasa bile iç dünyamız başlı başına dinamik.

Sürekli yeni bir şeyler denemeye çalışan bir tarafım var. Bazen bir işin bir tarafı aklıma yatmadığında ya da bazen bir konudaki takıntım bitmediğinde diyeyim, tekrar tekrar o kanaldan üretim yapmayı sürdürebiliyorum. Ama genel tavrım tek bir kanala saplanıp onu sonuna kadar götürmek yerine birkaç kanaldan çeşitlendirerek gitmek oluyor.

Bir süredir de takılar var. Takı üretimi nasıl başladı? İşin neden bu kısmına da girmek istedin?
Takıların çıkışı da biraz kendiliğinden oldu. Kendi atölyem ve fırınım olduktan sonra daha hızlı ve özgürce deneme yapma imkânım oldu. Zaten biraz maket yapma eğilimim olduğu için önceden ufak parçalar üzerinde çalışıyordum. Bir noktada bunlar ürün haline geldi. Bir işi duvarda asılı görmek çok büyük bir mutluluk benim için, ama birinin yaptığım bir parçayı taktığını gördüğümde de çok mutlu oluyorum. Dediğim gibi biraz paldır küldür kendimi içinde buldum bu işin de ve ayrı bir keyif aldım.

Takı üretirken tereddütlerin oluyor mu? Bir tarafta sergi hazırlığı yaparken, panolar yaparken takı üretmek seni takip edenlerin aklını karıştırıyor olabilir mi?
Takı üretimi yapmakla ilgili tereddüdüm şöyle yok; o benim için bir baskı unsuru değil. Yani takıyı elimde şu üründen şu kadar stok bulundurmalıyım, diye yapmıyorum ki ben. Takı diğer işlerimle birbirini besleyen farklı ölçekte bir üretim şekli oldu. Bazen takılarla çalışırken bir pano için kafamda bir fikir beliriyor, bazen de tam tersi. Yani aslında ilerlememe katkıda bulunuyor bana kalırsa. Takip edenler açısından belki öyle bir etki olabilir. Muhtemelen Instagram izleyicisini kastediyorsun. Zaten büyük ölçüde oradan paylaşım yapıyorum. Evet, sosyal medyada hesapların belli görünümleri, belli kuralları olduğunun ve izleyenin aklını karıştırmanın büyük günahlardan olduğunun farkındayım. Ama benim az ve öz takipçim var ve zaten ne yaptığımı biliyorlar, beni böyle de kabul ediyorlar diye umuyorum. Elimden farklı bir taktik gelmiyor belli ki 🙂

Ben aslında şunu da merak ediyorum: Sergiler için hazırlık sürecin nasıl geçiyor? Bir konsept belirleyip sonra hazırlığa mı geçiyorsun; yoksa daha spontane mi ilerliyor?
Bugüne kadar hiçbir sergide belli bir kavram ya da konu üzerinde çalışmadım. Sürekli yeni bir şeyler denemeye çalışan bir tarafım var. Bazen bir işin bir tarafı aklıma yatmadığında ya da bazen bir konudaki takıntım bitmediğinde diyeyim, tekrar tekrar o kanaldan üretim yapmayı sürdürebiliyorum. Ama genel tavrım tek bir kanala saplanıp onu sonuna kadar götürmek yerine birkaç kanaldan çeşitlendirerek gitmek oluyor. Sanki bazen bir ip elime geçiriyorum, ucunun nereye gittiğini bulmam gerekiyor gibi düşün. İpi takip ediyorum, ama başka başka ipler de var etrafımda da birinden diğerine geçip hepsinde ilerlemeye çalışıyorum gibi oluyor. Belki de bu akıllıca bir üretim şekli olmayabilir bu alanda, yani bir yolu tüketip diğerine mi geçmeli bilmiyorum, ama benim hissiyatım öyle olmuyor. Meselâ bir süredir devam eden bir “rüzgâr serisi” var bende, öyle ya da böyle mutlaka hortluyor. Bazı işler o serinin parçası olsa da farklı bir tarafı oluyor. Hep arıyorsun ipin ucunu, muhtemelen de yok aslında da işte arayıp duruyorsun. Bu da böyle bir acayiplik… Uzun lafın kısası benim için sergiler, hep o birkaç kanaldan yürüyen işlerin bir karması oluyor. Bu anlamda üretimim tamamen spontane dersek çok yanlış olmaz sanırım.


Seni neler besliyor? Nelerden ilham alıyorsun?
Buna böyle tam olarak parmak basabilmeyi çok isterdim, yani şu şu etkiliyor, bundan besleniyor üretimlerim demeyi. Ama tüm yaşantımdan diyeceğim ve yalan olmayacak. Yaptığım işler son derece soyut sen de biliyorsun. Ve hiçbirinde şimdi şu konuyu ele alacağım, bu duygumu yansıtacağım vs diyerek işi yapmaya başlamıyorum. Benimle yaşayan soyut biçimlerin aşama aşama ortaya çıkması sürecine net bir açıklamam yok. Ama dokuların ve biçimlerin belli dönemlerle ve belli anlarla bağlantılı olduğunu hissediyorum zaman zaman, yine de her iş için böyle bir saptama yapmam mümkün değil

Ev atölye durumuna geçiş yaşadığından bahsettin. Workshop vermeyi düşündün mü hiç? Pandemi nedeniyle şu an bu mümkün değil, ama gelecek için bu tip planların var mı?
On yıl kadar üniversitenin ortak kullanılan atölyesinde çalıştıktan sonra 2015’te kendi atölyemi tuttum. Üç sene kadar evimden ayrı bir atölyem vardı. O zaman için alan anlamında ders ya da workshop vermek daha kolay olabilirdi. Soranlar çok oluyor sağ olsunlar, özellikle Instagram üzerinden. Son iki senedir atölyem evimin içinde olduğu için mekân olarak öyle bir iş için yeterli değil. Kendi yoğun çalıştığım dönemlerde bile yer sıkıntısı yaşadığım durumlar oluyor. Bunun yanında elbette zaman meselesi var, seramiği işimin yanında sürdürmeye çalıştığım için her boş vaktimi kendi çalışmalarıma ayırmaya çalışıyorum. İleride belki sadece seramikle uğraşırsam ve daha büyük bir atölyem olursa yapabilirim. Ama o noktada bile tereddüt ettiğim bir konu, çünkü eğitim vermek bambaşka bir donanım ve odaklanma gerektiriyor bana kalırsa. Ne kadar başarabilirim emin değilim.

Peki seramikle ilgilenenlere neler önerirsin? Hatta bu öneriyi henüz çamurla bile tanışmamış olanlar ve bu ilgi alanını biraz daha derinleştirenler olarak iki ayrı kitle için de alabilirim.
Seramik çok kapsamlı bir alan. Çamurla yapılabileceklerin ucu bucağı yok. Hem yöntem anlamında hem ürün olarak herkes kendine göre bir yol çizebilir. Ama tabii çamurla tanışmamış olanlar önce bir kursa gidip ya da 1-2 günlük workshop’lara katılıp tanışsınlar. Sürdürmeyi isteyip istemediklerini görsünler. Ben eğitim vermiyorum ama son yıllarda çok fazla seramik dersi veren atölye açıldı. Çok olanak var. Çamuru severlerse oradan sonra da belki farklı teknikleri öğrenmenin peşine düşebilirler. Seramik yapmak deyince işin farklı boyutları var. Örneğin; kullanım eşyası üretmek isteyenlerin takip edecekleri rota daha farklı olabilir. İşin teknik ve zanaat kısmını öğrenmeye yönelmek gerekir. Meselâ torna çekmek bambaşka bir konsantrasyon. Benim hiç bilmediğim, kullanmadığım bir teknik.
İlgi alanını derinleştirmek derken de yine bir taraftan diyelim ki tornayı öğrendin, çok çalıştın en sonunda kendine bir yer yapıp torna aldın ve üretim yapıyorsun gibi bir gidişat olabilir. Ama seramikle benim ilişkim ve üretimim açısından baktığımda işin başka bir tarafı da devreye giriyor. “On yıl kadar ortak atölyede çalıştım” derken oradaki hocamdan öğrendiğim şey, sadece teknik değildi. Ödül Işıtman Atölyesi’nin bana kazandırdığı en önemli altyapı form algısı… Daha önce resimde ve tasarım anlamında edindiğim kazanımlara o atölye forma, sanatsal ifadeye, anlama, sürece dair çok önemli katkılarda bulundu. Bir ustayla çalışmanın, hele ki bu tür işlerde çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ödül Hoca değerli bir sanatçı olmanın yanında çok değerli de bir eğitimci. Kendi atölyemde eğitim vermekle ilgili tereddüt yaşamamın en önemli nedenlerinden biri de belki budur.
Benim anladığım şekliyle eğitim, kişilerin kendi sanatsal ifadelerini bulmalarına destek vermek. Bunu yapmak içinse karşındakini olduğu gibi görmek, gerektiği zaman müdahale etmek, gerektiğinde geri çekilmek, onun kendi yolunu çizmesini sağlamak gerekir. Seramik mezunu değilim ama o atölyede çok değerli bir usta – çırak deneyimi yaşadığımı düşünüyorum.
Bir adım daha öteye götürerek şunu da söylemeliyim: Kendi atölyeme geçtikten sonra geçirdiğim son 5 sene de insanın kendi kendine çalışması ve denemesinin de ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi benim açımdan. Çok çalışarak, üretimi sürdürerek, çok fazla hataya rağmen deneyerek, görerek öğrenmenin ve ilerlemenin de bambaşka bir yeri var bana kalırsa. O nedenle seramik çalışmayı seven ve bunu ileri taşımak isteyenler asla moral bozup peşini bırakmasınlar. İnsan sayısız başarısızlık yaşayarak öğreniyor çünkü.

Yaptıklarımın daha çok kişiyle karşılaşmasını, onları başka insanların kendi yaşamlarının içine katmak istemesini diliyorum. Seramiğin ağır temposunu kaldırabilecek bir bedenle yaşlanmayı ve üretebilmeyi sürdürmeyi umuyorum.


Gelecekle ilgili planların neler?
Aslında yaptığım şey bir tarafıyla çok kişisel. Beni atölyeyle bırak, kendi döngüme kaptırıp, üretip durabilirim sanki. Ama diğer tarafıyla da izlenmesi icap eden bir şey ortaya çıkarıyorsun ve izlenmesini de umut ediyorsun. O nedenle ister istemez bunu sağlamanın yollarını da bulmak istiyorsun. Sergiler yapmayı sürdürebilmek istiyorum. Korona döneminin bu anlamda çok olumsuz etkisi var muhakkak. Yaptıklarımın daha çok kişiyle karşılaşmasını, onları başka insanların kendi yaşamlarının içine katmak istemesini diliyorum. Seramiğin ağır temposunu kaldırabilecek bir bedenle yaşlanmayı ve üretebilmeyi sürdürmeyi umuyorum.

Kendisi hakkında daha detaylı bilgi almak için yukarıdaki Instagram hesabı yanında internet sitesini de ziyaret edebilirsiniz.

Öne çıkan fotoğraf için Selen Tuğrul’a teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s