Bunca zaman geçtikten sonra yeniden buralara döndüm ama nasıl bir yazı ile dönmeliydim bir türlü karar veremedim. Sonunda içimden ne geliyorsa yazmaya karar verdim. Plan yok, ambargo yok.

Ben neredeyse iki aydır kafamda aynı şeyleri döndürüp duruyorum, pek çokları gibi. Orada olmadığım ve bizzat o ânı yaşamadığım için ya da sevdiklerimin sağlığından endişe etmediğim için hayatıma devam ediyorum bir şekilde. Ama her mutlu anda içimdeki bir düğüm hatırlatıyor kendini bana. Hayata her isyanımda çimdikliyor beni o düğüm…

Neredeyse iki ay önce tüm ülke korkunç bir kâbusa uyandık. Bu defa kâbustan uyanamadık da karabasanlarımız gündüz vakti yakamıza yapıştı. Şahsen ben o günü dakika dakika hatırlıyorum deprem bölgesinde yaşamadığım halde. Ve haberi aldığım ilk anda kapıldığım rehavete, saflığa hâlâ inanamıyorum.

6 Şubat 2023

Sabah 6’da kombinin arıza yapması ve evin buz kesmesiyle uyandık. Maalesef pek iyi bir alışkanlık olmasa da uyanır uyanmaz da gözümü telefona diktim. Önce Twitter’da gördüm Kahramanmaraş merkezli deprem olmuş ve çevre illerden de hissedilmiş. Bir ufak el hareketiyle kaydırıyorum ekranı ve AFAD Başkanı’nın her yere ulaşıldığına dair sözünü görüyorum. Bu arada kalkıyoruz ve kombinin derdine düşüyoruz.

Annemler uyuyordur, hissetmedilerse boşuna endişelendirmeyelim diye düşünüyoruz. Lanet kombiyle işimiz bitince bilgisayarın başına geçiyorum, madem erken uyandım bari işe başlayayım diye düşünüyorum. Tam da o zaman görüyorum bizim sitede detayları…

Haberi okurken Adana ile ilgili kısma geliyorum başımdan aşağı buz gibi bir su dökülüyor, “11 bina yıkıldı” diyor. Hâlâ inanmak istemiyorum sanırım, önce mesaj atıyorum anneme, ardından arabada olduklarına dair cevap alınca arıyorum. Annem, Antakyalı yakın bir arkadaşımı soruyor. Haber aldın mı diye… Annem bu soruyu birkaç defa daha soruyor. Oysa Antakya ile ilgili çok fazla haber yok diye geçiriyorum içimden.

Dayanamıyorum arkadaşıma yazıyorum, mesajlar gitmiyor. Sonra okul grubundan Antakya’da yaşayan başka bir arkadaşın “ben iyiyim, enkazdan çıkardılar, her yer yıkılmış” mesajını görüyorum. Daha da endişeleniyorum… Ama hâlâ da ulaşamıyorum.

Öğlen oluyor, canlı yayında ikinci depremi izliyoruz. Annemi arıyorum, “evden çıkın” diye bağırıyorum. Sanki sesim onca kilometreyi aşıp kocaman kollar olup onları oradan çıkarıp sarıp sarmalayacak…

İlk gün bitiyor ben hâlâ arkadaşıma ulaşamıyorum, telefon çekmiyor. Sonunda da eşinin Facebook’taki paylaşımını görüyorum: “Hayattayız…”

Bu arada Dünya ne yazık ki bir türlü durmuyor. Dönüyor da dönüyor. Zaman akıyor da akıyor.

İkinci gün bitiyor.

Boğazıma koca bir şey takılıyor, bir türlü geçmiyor. Su içiyorum, öksürüyorum, göğsüme vuruyorum, ağlıyorum. Olmuyor…

3. gün oluyor…

Ülke olmuş bir cehennem ama Güneş doğmaya, kar yağmaya devam ediyor. ‘Neden durmuyor ki’ diye düşünüyorum. Sanki zaman akmasa, her şey düzelmeye başlayacak, birileri kurtulacak, birileri iyileşecek. Ama öyle olmuyor…

20. gün…

40. gün…

Bir gün geçer mi bu düğüm, bilmiyorum.

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak biliyorum. Bunca acıdan sonra insan nasıl hiçbir şey olmamış gibi devam edebilir ki? Unutma becerimiz yeter mi bilmediğimiz binlerce umut dolu, mutlu öykünün yitip gitmesini de unutmaya…

Hüzünlü bir dönüş oldu… Ama bana sorarsanız, hüzün sözcüğü bile tüm yaşananları biraz romantikleştirmekten başka bir işe yaramıyor…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s