meYazmaya tam olarak nereden başlamam gerek emin değilim, üstelik klavyede tuşlarının yerini gözüm kapalı bildiğim halde böyle bir tereddüt yaşıyorsam “vay halime” diyebiliriz.
Efenim, Kamer ben. Kamer Yılmaz…

Pek yaygın olmayan ismimin azizliğine Kamer Genç’in de benden daha ünlü olması nedeniyle sık sık uğruyorum.
Şöyle ki:
– Kamer Bey ile görüşecektim, ama yanlış oldu sanırım.

– Kamer benim, ama bey değilim.

Üstelik bir ara bu cümleyi nedensiz bir şekilde “maalesef” sözcüğü ile bitiriyordum. Karşımdakinin benim yüzümden mahcup olması karşısında ben de mahcup oluyordum. Ancak sonra “Bir dakika canım, insanların isimler ve cinsiyetler üzerine ön yargıları varsa benim suçum mu bu?” diyerek maalesef sözcüğünü kaldırdım.

Evet, ben Kamer. Kamer Yılmaz…

1984 yılında Adana’da dünyaya geldim. Güzelim şehrimin değerini büyüyünce anladım ve ergenliğimi yer yer palmiye ağaçlarıyla süslü Toros Caddesi, Gazipaşa, Reşatbey, Metro Sineması sokağı hattında portakal çiçeği kokusu eşliğinde volta atarak (bu hattı herhangi bir mağazaya, tanıdığa takılmadan tempolu bir şekilde yürüyerek 20 dakikada tamamlayabilirsiniz) ve bir yandan da “bir an önce buradan ayrılmam gerek” diyerek geçirdim.

Sonunda da Marmara Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nde soluğu aldım. Üniversite hayatım genel olarak hayâl kırıklığının ötesine geçmeyince kendimi mezun olur olmaz insan kaynakları alanında işe alım yaparken buldum.

Herkesin hayata karşı zorunlu bir hizmet bedeli varsa benimkinin de kurumsal dünyada insan kaynakları uzmanı olarak geçirdiğim günler olduğunu düşünmek istiyorum. Ve umuyorum ki üç yıllık maceram bu bedeli hayli hayli karşılamıştır. Söz konusu üç yıl boyunca düzenli aralıklarla “yazı yazarak nasıl para kazanabilirim” diye düşünüp çeşitli atılımlarda bulundum ve sonunda, ta daaaa buradayım.

On yıl boyunca dijital ajanslarda, bir televizyon kanalında, bir dergide ve çeşitli projelerde çalıştım. Röportajlar hazırladım, kitap editörlüğü yaptım, içerikler ürettim. Di’li geçmiş zamanda yazdığıma bakmayın, zira hâlâ da yazmaya devam ediyorum.

Dürüst olmak gerekirse başarısız olduğum günler de oldu bol bol; baş edemediğim işler ve insanlar… Küsüp kaçtım daralınca. Kendimi kelimelerden sıyırıp sessiz görüntülere verdim. Bilgisayarımın klavyesini arka koltuğu oturtup bu defa da fotoğraf çekerek hayatımı idame ettirdim.

Bir süredir yeniden yazıyorum, dosyalar hazırlıyorum. Ama aramızda kalsın; başkalarına yazdıklarımın bana yetmediğini fark ettim ve kendi cümlelerimin peşinden koşmaya karar verdim.

Okurken olur da sizin de söyleyeceğiniz bir şeyler olursa diye şuraya bir mail adresi de bırakıyorum:
kamerr@gmail.com

(İllüstrasyon için Dilem Serbest‘e teşekkürler..)